Prezervatif Mi, Bira Mı Yoksa Kesintisiz Korku Mu İstersin?

Yazan : Alp Türkalp
SON MAKALELER
Mercedes’e 9 Vites
Prezervatif Mi, Bira Mı Yoksa Kesintisiz Korku Mu İstersin?
Hibrid Porsche
Popüler Olanlar Daha Uzun Yaşıyor
Batan Gemiyle Yolculuk
Audi Kendine Yeni Bir Seri Açtı
Denizatının Neden Erkeği Doğurur?
Avrupa’nın kabına sığmayan, Kuzeyin Venedik’i Amsterdam’daydım. Neden mi gittim? Özgürlükler orada nasılmış bir kapıdan bakıp döneyim diye.

Not: Bu başlığı niye attığımı yazıyı okudukça anlayacaksınız.

Amsterdam’ın özgürlüğüne ulaşabilmek bir hayli zor oldu doğrusu. Türkiye’den bu güzel şehri görmeye gelmek için Schengen vizesi engelini aşmak gerekti. Daha önce Schengen’e sahip olanlar için kolay ama ilk defa alacaklar içinse zor bir süreç oldu doğrusu. Benim Schengen’im olduğu için pekte zorlanmadan geçerken tatil arkadaşımı yüzyüze görüşmeye Schengen’i olmadığı için çağırdılar. Orada biraz moralini bozsalarda Amsterdam’a gitmeye hak kazandık. Açıkcası tur tatillerini pek sevmesemde ülkemizde en uygun yurtdışına çıkış kesinlikle bu olmalı.

Üç buçuk saatlik bir yolculuktan sonra Amsterdam Shiphol havalimanına iniyoruz. Pasaport kontrolünden o kadar rahat geçiyoruz ki bir daha Amsterdam’a gidersem adam herhalde beni tanır, direk geçirir diyorum içimden.

“Sadece kalabalık mısınız? Amsterdam’da iyi eğlenceler” gibi iki kelam edip beni ülkesine alıyor. Özgürlük demek ki böyle bir şey burada. Herkesin rahatlıktan dolaştığı bir yer olabilir mi acaba Amsterdam? Bakalım test edeceğiz.

Bagajlarda geldikten sonra içinde trenyolu olan Shiphol havalimanından otelimize doğru yola çıkıyoruz. Bu arada Shiphol’ün içinden geçen trenyolu Hollanda’nın tüm topraklarına ulaşımı sağlıyor.

Yel değirmenine saldıran turistler

Portakal turuncusu Hollanda’da insanlarla anlaşabilmeniz gayet kolay. Çoğu insan 3 dil biliyor.(Fransızca, Almanca ve İngilizce). Otele yerleştikten sonra Amsterdam’ı turlamaya gidiyoruz. Giderken yol kenarında Hollanda’da toplam 97 adet kalmış olan meşhur yel değirmenlerinden birine uğruyoruz. Bu değirmenler turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerden. İçinde oturan insanlar olduğu için biraz onlar adına sinir bozucu bir durum olsada gerçekten etkileyiciler. Yel değirmeninde yaşayanların ve ona karşı fotoğraf çekmeye çalışan turistlerin karşılıklı bir savaşı sürüyor adeta. Bu hikaye bana tanıdık geldi…

Şehre girerken çocukken resim dersinde ezbere çizilen kibrit çöpü tarzı, üçgen çatılı evler var heryerde. Bazı evlerin pencerelerindeki asılı okul çantaları dikkatimi çekiyor. Hemen otobüsteki ulu rehberimiz Orkun’a soru veriyorum. Rehberimiz çantaların orda durma sebebinin o evde okulunu bitirmiş bir kız çocuğu yaşadığının göstergesi olduğunu söylüyor. Bizde de Trakya bölgesinde okulunu bitirip evlenme çağına gelen kız çocukları, evin önüne acı biber bırakıp erkek adaylarına yedirirler. Ne alakaysa ilk aklıma gelen şey bu oluyor. Neyse bu arada Hollanda’daki şirin evlerin çoğunda yani eski olanlarının ikinci katlarında palanga düzeneğine benzeyen çıkıntılar gözüküyor. Bunları merak edenler için, bu eski evlerin içi çok dar olduğu için genelde ikinci kata eşyaları bu düzeneklerle çıkardıklarının bilgisini vereyim ve Amstel Nehrinin manzarasına nazır Amsterdam’ın güzelliklerini anlatmaya başlayayım.

Kuzeyin Venedik’i ünvanını hakettiğini karış karış kanalları ve köprüleriyle gösteren Amsterdam’da kesinlikle kanal turu yapmanız gerekiyor. Venedik’in romantizmi yerine keyif yapabileceğiniz ve kıyıdaki sarhoş, eğlenen insanları gözlemleyebileceğiniz güzel bir tur kesinlikle yapmalısınız.